26 Şubat 2019 Salı

Ohal Komisyon Kararı İdare Mahkemesi Cevap Dilekçesi


ANKARA 21. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Gönderilmek Üzere
GEBZE NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

                                                                      
DOSYA NO                           : 2018/                Esas
DAVACI                                 :                 T.C.K.N:
VEKİLİ                                    : Av. İlyas KORKMAZ
DAVALI                                 : İçişleri Bakanlığı (Jandarma Genel Komutanlığı)
VEKİLİ                                                :

KONU                                    :Davalının 27.12.2018 tarihli davaya cevap dilekçesinde bahse konu ettiği hususların hukuka aykırılığına dair cevaba cevap dilekçemin sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR

1)            Davalı, mahkeme nezdinde görülen ve meslekten çıkarılmamın iptali talebiyle açmış olduğum davaya ilişkin sunduğu cevap dilekçesinde;

21 Şubat 2019 Perşembe

Anlaşmalı Boşanma Davası, Anlaşmalı Boşanma Protokolü, Anlaşmalı Boşanma Dava Dilekçesi

Anlaşmalı Boşanma Davası 


Anlaşmalı Boşanma Davası Türk Medeni Kanun'nun 166. Maddesinde düzenlenmiştir.

Anlaşmalı Boşanma Davası açılabilmesi için Kanun evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şartını aramaktadır. Dolayısıyla evlilikleri bir yılı doldurmamış kişilerin  anlaşmalı boşanma davasını açmaları mümkün değildir. 

Anlaşmalı boşanma davasını eşler birlikte açabilecekleri gibi; bir eşin açmış olduğu davayı diğer eşin kabul etmesi durumunda  Medeni Kanun  Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmış saymaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Hakim davanın taraflarını bizzat dinlemek ve serbest iradeleriyle boşanmak istediklerine kanaat getirmesi gerekmektedir. 





BOŞANMA PROTOKOLÜ
TARAF : …………………………………………
VEKİLİ: Av. İlyas KORKMAZ
TARAF : …………………………………….. 
KONU : Boşanma protokolünün Sayın Mahkeme’ye sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR
....

 Velayet
.......

Nafaka ve tazminat
...............

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu, Etkin Pişmanlık, Yargıtay Kararı

Uyuşturucu Veya Uyarıcı Madde Ticareti Suçu 

Türk Ceza Kanun'nun Medde 188/3
"Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.(1)(2) (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz." şeklinde seçimlik hareketli suç tipi olarak düzenlenmiştir. Yani Madde metninde sadece satmak fiili yaptırıma bağlanmamış olup, bunun yanında satışa arz etmek ,başkalarına vermek ,sevk etmek ,nakletmek ,depolamak,satın almak, bulundurmak fiileri suç olarak kabul edilmiştir. Bütün bu fiillerin cezası olarak on yıldan az olmamak üzere hapis cezası ve yirmi bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.

Madde metninden anlaşılacağı üzere bir kimsenin kendisine ait olan uyuşturucu ve uyarıcı maddeyi herhangi bir bedel mukabilinde olmaksızın hatır için  bir başkasına hatır için verilmesi de aynı suç kapsamında değerlendirilmiş ve yaptırıma bağlanmıştır.

Daha Fazla Cezayı Gerektiren Haller

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda kanun koyu daha fazla ceza gerektirecek halleri de düzenlemiş olup, sanığın eylemi bu haller kapsamında kalması durumunda sanığa verilecek ceza artacaktır.

TCK 188/3  gereğince uyuşturucu madde satılan veya verilen kişinin çocuk olması halinde veren ve satan kişinin cezasının 15 yıldan az olamayacağı öngörülmüştür.
yine TCK 188/4 fıkrasında ise uyuşturucu maddenin bazı türlerinde cezanın arttırılması öngörülmüştür. Buna göre uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin eroin,kokain,morfin ve bazmorfin olması halinde verilecek cezanın yarı oranında arttırılacağı öngörülmüştür. 
TCK 188/5. fıkrasında suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde de cezanın arttırılması öngörülmüştür. Buna göre bu suçları suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Bu nitelikli halin kabul edilmesinin nedeni bir suçun örgütlü olarak işlenmesinin suç işlenmesini kolaylaştırması ,buna karşın suçla mücadeleyi ise zorlaştırmasıdır. Burada belirtmek gerekir ki suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde fail hem örgüt suçundan cezalandırılacak hem de uyuşturucu madde ticareti suçundan verilecek cezası yarı oranında arttırılacaktır.
TCK 188/8.fıkrasında   suçun sağlık mesleğinde çalışanlar  tarafından işlenmesi halinde yine verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır.








Etkin pişmanlık

 Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.
 (4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz. (1)

Yargıtay 10. Ceza Dairesi  
2017/56 E.  ,  2017/1187 K.
"İçtihat Metni"

Mahkeme : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : Mahkûmiyet

Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Sanığın Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19/11/2015 tarihli 2015/117 esas ve 2015/372 sayılı kararı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan incelemesi sonucu Dairemizin 19/04/2016 tarihli 2016/921 esas ve 2016/1275 sayılı kararı ile sanığın da bulunduğu araçta ele geçirilen 588 gramdan ibaret esrarı hakkında aynı suçtan beraat kararı verilen ... ile birlikte kullanmak için satın aldığına ilişkin kovuşturma aşamasındaki savunmasının aksine, satma ya da başkasına temin etme gibi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğuna veya sanık ...'ın suçuna iştirak ettiğine ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmadığı; sabit olan fiilinin "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında bu suç yerine "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulduğu, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nce 22/09/2016 tarihli 2016/154 esas ve 2016/310 sayılı karar ile Dairemizin bozma kararına direnildiği, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilerek dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderildiği, 02.12.2016 tarihli 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 14/12/2016 tarihli 2016/1351 esas ve 2016/2050 sayılı karar ile dosya Dairemize gönderildiğinden, direnme kararı üzerine verilen hükmün Dairemizce incelenmesinde zorunluluk bulunması, direnme sonrası mahkemenin gerekçesini genişletmesi ve Mahkemenin genişletilen gerekçesinin suç vasfının belirlenmesi bakımından yerinde olduğu anlaşılmakla, Dairemizin 19/04/2016 tarihli 2016/921 esas ve 2016/1275 sayılı kararının kaldırılarak, 22/09/2016 tarihli direnme kararının incelenmesinde; 
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Sanığın suç konusu esrarı hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat kararı kesinleşen ...'a temin etmek amacıyla hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet kararı kesinleşen diğer sanık ...'dan kendisi de gidip alışverişte bulunmak suretiyle bizzat aldığı, bu nedenle TCK'nın 37. maddesi kapsamında ”fail” konumunda olduğu gözetilmeden, TCK'nın 39. maddesi uyarınca cezasından indirim yapılması,
2- Aleyhinde yeterli delil bulunmadığı aşamada kollukta ve ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nda alınan ifadelerinde suç konusu esrarı ...'un isteği üzerine diğer sanık ...'dan aldığını söyleyerek dolaylı anlatımıyla kendi suçunun ortaya çıkmasına yardım eden sanık hakkında etkin pişmanlıkla ilgili TCK'nın 192. maddesinin 3. fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddeleri uyarınca sonuç ceza yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma veya Sağlama Suçu

      Yargıtay Ceza Genel Kurulu      
   2016/851 E.  ,  2018/619 K.
"İçtihat Metni"

Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 20. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 152-382

17.11.2014 ve 08.12.2014 tarihlerinde yapılan ihbarlar üzerine görevlilerin ihbarı yapan tanık .... ile 20.02.2015 tarihinde gerçekleştirdikleri görüşmede, adı geçenin, oğlu tanık.....'un arkadaşları olan sanıklar....ve ....'ın evine gelerek uyuşturucu madde sattıklarını, sanıkların evine gelmeleri hâlinde görevlileri arayarak bilgi verip yakalanmaları için yardımcı olacağını söylediği, görevlilerin kendisine irtibat için telefon numarası verdikleri, aynı gün saat 18.45 sıralarında tanık ....'in görevlileri arayarak o an evinde olan sanıklar....ve ....'ın uyuşturucu madde sattıklarını, gelmeleri hâlinde kapıyı görevlilere açacağını, ikametinde arama yapılmasına....göstereceğini ifade ettiği, konu hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi veren görevlilerin “İkamet sahibinin....göstermesi halinde arama kararına gerek olmadığı,....doğrultusunda ikamete girilerek şahısların yakalanması ve netice hakkında bilgi verilmesi” şeklinde talimat almaları üzerine tanık ....'in ikametine gidip, adı geçenin rızası ile evin içerisine girerek salon kısmında bulunan sanıklar....ve ....'ın üzerlerinde yaptıkları aramada suç konusu uyuşturucu maddeleri ele geçirdikleri olayda, gerek olay tutanağı gerekse sanıklar....ve ...., tanıklar...., .... ve .... ile tutanak düzenleyicisi tanıkların beyanlarından arama işlemlerinin evin içerisinde gerçekleştirildiği anlaşılmış olup bu konuda dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Anayasanın "Temel Haklar ve Ödevleri" kısmında yer verilen "Özel hayatın gizliliği" ve "Konut dokunulmazlığı hakkı" dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, kişiliğe bağlı temel haklarındandır. Anayasanın 13, 20 ve 21. maddelerinde bu hakların hangi hâllerde ve nasıl sınırlanabileceği belirtilirken, anılan hakların "vazgeçilmez" niteliği nedeniyle sınırlama usulleri içinde "ilgilinin rızası” ibaresine yer verilmemiş, bu haklara müdahalenin ancak kanun ile öngörülmesi zorunlu kılınmıştır. Bu haklardan tümüyle vazgeçilmesi anlamına gelen "rıza" müessesesinin, hakların ihlalini kolaylaştıracağı ve Anayasa ile getirilen korumayı işlevsiz kılacağı açıktır.
Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde gerekse Anayasanın ilgili maddelerinde ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir denge kurulmaya çalışılırken, birey ile kolluk arasındaki güç dengesizliğinin ilgilinin rızasını sakatlayabileceği endişesiyle, bu hakların, mümkün olduğunca yargı yerlerince verilen kararlarla sınırlanması esası benimsenmiştir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu haklara yapılacak müdahalelerin sadece kanunla düzenlenmesi yeterli görülmeyerek hangi amaç için olursa olsun Sözleşme maddelerinde yer alan haklara kanun ile getirilen müdahalenin demokratik bir toplumun gereklerine uygun olması ve kamu otoritesine tanınan müdahale hakkının kötüye kullanılmasının da güvence altına alınması gerekliliğine işaret edilmiştir.